Kuzey Kıbrıs: Adı konmamış bir 'ilhak'a doğru

Türkiye’de 1960’tan sonra yapılan bütün askeri müdahalelerin hedefi ya dinci partilerdi veya bu müdahalelerden en çok zarar gören onlar oldu.

Bunu en iyi bilen kişilerden biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Erdoğan 1999’da bir mitingde okuduğu dini içerikli bir şiir nedeniyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan alındı ve ömür boyu siyasetten men edildi. Bir yıl önce, önde gelen üyelerinden olduğu Refah Partisi, askerin itmesi ile "Lâik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri" nedeniyle kapatılmıştı.

Erdoğan 2001’de siyaset sahnesine çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı ve partinin genel başkanlığına seçildi. O zaman CHP’nin genel başkanı olan Deniz Baykal’ın alicenaplığı sayesinde siyasi haklarına kavuştu ve başbakan oldu.

Erdoğan başbakan iken de askeri müdahalelere hedef oldu, ama bunlara ondan önceki hiçbir liderin cesaret edemediği bir kararlılıkla karşı koydu. Askeri, siyaset dışına itmeyi liderliğinin hedefi yaptı ve bunu da başardı.

O günlerde başka bir Erdoğan vardı: Demokrat, laiklerle dinciler arasında tarihi bir barışma gerçekleştireceğine, Türkiye’yi kalkındırıp Avrupa Birliği’ne sokacağına inanılan bir Erdoğan. Ama bu bir illüzyondu. Erdoğan yerini sağlamlaştırdıktan sonra gerçek yüzünü gösterdi. Partisindeki ılımlıları elimine etti ve demokrasiden uzaklaşmış, Batı düşmanı, otokratik bir tek adam düzeni kurdu.

Ve şimdi askerin kendisine ve dinci partilere yaptığını Kıbrıslı Türklere yapıyor. Bugün, Erdoğan’ın mimarı olduğu ve buradaki adamları tarafından gerçekleştirilen müdahaleler yüzünden KKTC’de içinden çıkılması neredeyse imkânsız bir siyasi kriz yaşanıyor.

Krizin nedeni Erdoğan’ın Başbakan Faiz Sucuoğlu’ndan hazzetmemesidir. Sucuoğlu KKTC’nin en eski ve büyük siyasi kuruluşu olan Ulusal Birlik Partisi’nin başkanıdır. Sucuoğlu’nun kabahati, Ankara tarafından istenmemesine rağmen kendini UBP başkanı seçtirmesi ve başbakan olmasıdır. Ama kurduğu her üç koalisyon hükûmeti de üç ay içinde Ankara kaynaklı dış müdahalelerle yıkıldı.

Sonunda Sucuoğlu pes demek zorunda bırakılacak. Yerine Ankara’nın işaret ettiği birisi geçecek. O kişi Ankara’nın her istediğini itirazsız yerine getirecek bir kişi olacak -ki bunlardan UBP’de çok var.

Bunlar suyun yüzeyinde görünenlerdir. Daha derinlere bakıldığında görülen, Ankara’nın KKTC’deki siyaset ve hukuk düzenini değiştirip Türkiye’dekine benzer bir düzen getirme arzusudur. Bu düzen yürütmenin egemen ve keyfi olduğu, yargı bağımsızlığının olmadığı, medyanın yürütmenin kontrolü altında bulunduğu, dinin ağırlığını hissettirdiği bir düzendir.

Bunun için UBP’nin tamamen ele geçirilmesi lazım. Sonra adı konmamış bir ilhak gerçekleştirecek ve KKTC Türkiye’nin adı ilan edilmemiş bir ili olacak. 

Ama olacak mı? 

Kıbrıs Türk halkının yüzü, hangi partiye oy verirse versin, Batı’ya dönüktür. Yüz on binden fazla Türk’ün Avrupa Birliği kimliği var ki bu, yetişkin nüfusun tamamına yakındır. 

Erdoğan KKTC’de neden bu kaba toplumsal mühendisliğe kalkıştı, bilmiyorum. Ama herhalde bunu “ülkenin menfaatleri için” yaptığını düşünüyor. Neden bu ise, geçerli değil: Çünkü Refah Partisi’ni kapatanlar ve onu cezaevine yollayanlar da “ülkenin menfaatleri için” çalıştıklarına inanıyorlardı.


(Bu yazı Diyalog Gazetesi'nden alınmıştır)

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.