'Kıbrıs'ta kaos devam ediyor'

Kuzey Kıbrıs'ta Başbakan Sucuoğlu'nun ikinci kez kurduğu hükümet, koalisyon ortaklarının güven oylamasına katılmayacaklarını açıklamasıyla birlikte tekrar düştü.

Kıbrıs'taki son durumu Yeni Düzen'den Cenk Mutluyakalı ve Serhat İncirli kaleme aldı.

Cenk Mutluyakalı'nın yazısı şöyle:

"100 gün Şartı” ya da son günlerdeki söylemle hükümet ortaklarının eylem planını madde madde yayınlayan gazeteci olarak söylüyorum.
Bahaneydi!

Müdahale sürecinde bir “örtü”ye ihtiyaç vardı ve “100 Gün Eylem Planı” böyle keşfedildi.

UBP içinde birileri köpürecek, bunu bir dayatma gibi görecek, YDP ve DP başkanları da “o halde biz yokuz” diyecekti.

Üstelik öylesi notlar düşülmüştü ki eylem planı içerisine, bir yerden dönerdi mutlaka!

***

“Eylem Planı” gerekçesi siyasi akla, mantığa, geleneğe sığmıyor.

UBP-DP-YDP Hükümeti neredeyse 24 saatte kuruldu çünkü… Bir “Eylem Planı” ihtiyacı olsaydı, hükümet kurmak için on beş gün müzakere süreci vardı. Böylesi bir müzakere yapılır, hükümet programının ya da protokolünün içine bir eylem planı dâhil edilirdi.

Uzlaşı yoksa hükümet kurulmazdı zaten!
Halbuki hükümet güle oynaya kuruldu, bir önceki program noktasına virgülüne dokunulmadan okundu, beş dakikada onaylandı.

Restleşmeler yaşanana kadar!

“Eylem Planı” ile öylem bir denklem kuruldu ki eğer Başbakan bu belgeyi imzalasaydı, o zaman da UBP’den bazı vekiller hükümete güvenoyu vermeyeceğini açıklayacaktı.

Söz dinlemeyen “yavru” illaki dersini alacaktı (!)

***

Şimdi eğer Sucuoğlu dışında bir isimle, yine UBP Başbakanlığında bir hükümet tasarlanacaksa, o durumda Ersin Tatar’ın anahtarları götürmesi ve TC Lefkoşa Büyükelçisi’ne teslim etmesi gerekiyor.

***

Ne olacak peki?
Bilmiyorum!

“Ne olmalı” sorusuna kendimce bir yanıtım var elbette…
UBP başkanlığında olmayacak şekilde geniş tabanlı bir geçiş ve seçim hükümeti kurulmalıdır.
Seçim tarihini de belirleyerek!
Harici müdahalelerden uzak bir seçim ve yeni bir hükümet hedeflenmelidir.
Bunun için uluslararası ve bağımsız gruplar da gözlemci olarak seçim sürecine dahil edilebilir.

Yeni dönem artık talimattan ve müdahaleden uzak yaşanmalıdır.
Kıbrıs’ta olmalıdır irade, Ankara’da değil!

***

Böylesi bir ekonomik kriz içerisinde, yeni bir seçimin hepimize yaratacağı bedelin önüne geçmek de mümkündür.

Sendikalar ve odalarla uzlaşarak; kamu, özel, üniversitelerdeki insan kaynağı ve altyapı ile neredeyse “sıfır maliyetle” bir seçim hedeflenebilir.

Bunca borç içinde bütçe açığını büyütmeye tahammül yoktur.

***

UBP, son seçimde yüzde 40 oy almış, 24 vekille Meclis’e girmiştir; Sucuoğlu, partisinde yüzde 60 çoğunlukla seçilmiştir.

Ne olmuştur peki?

Demokrasi öyle sadece çoğunluk oyları ile ilgili değildir demek ki…
İrade yoksa eğer…
Boyun eğmek varsa…

Hükümeti kurma görevi değil, bu topluma iradesi ve haysiyeti iade edilmelidir önce!"


Serhat İncirli'nin yazısı ise şöyle:

"Erhan Arıklı ne dedi?

“TC Büyükelçiliği’nin bu yaşananlarla ilgisi yoktur.”

Çok doğru!

Ama Türkiye’yi yönetenlerin bu işle hiç ilgisi olmadığını söylemek kesin bir yalan olur değil mi?

-*-*-

Zaten kimse de inkar etmiyor ki!

Herkes, kimin, kimlerin, kimlerle, ne konuştuğunu “özel sohbetlerde” gayet net bir şekilde açıklıyor zaten...

-*-*-

“Faiz Sucuoğlu’nu istemiyoruz” diyorlar.

Peki neden?

Sebebi açıklanmıyor!

Ve hemen hemen kimse gerçekten bir sebep bulamıyor!

Haliyle “yorum” yapılıyor ve deniyor ki, “Faiz bey kurultaylardan çok güçlü çıktı, genel seçimde zafer kazandı, Tayyip Erdoğan, güçlü Kıbrıslı Türk lider istemiyor, Denktaş’ı ve Eroğlu’nu da zaten bu yüzden sevmemişti...”

-*-*-

Efendim, her şeye rağmen bu kriz yönetilebilir miydi?

Evet, yine malum eller karıştıracaktı ama ilk hata, Sunat Atun’un görevden alınması kararını Ersin Tatar’ın imzalamayı reddetmesiyle yapıldı.

Oysa Atun o anda görevden alınsaydı, mesele uzun bir süre daha kapanacaktı!

-*-*-

Haaa Sucuoğlu veya ortakları ülkenin başını göğe erdirecek değildi belki de ama şu andaki kaos ortaya çıkmayacaktı.

-*-*-

DP ve YDP, hükümete girmeme kararını kesinlikle bazı ellerin bastırması, kışkırtması, korkutması, telkini veya benzer sebeplerle almıştır!

“Şartlarımız vardı da Sucuoğlu imzalamamıştı; UBP bize sormadan istihdam yapmıştı; UBP içinde kavga vardı” gibi gerekçeler, “gandır çocuğu da taksim istesin” gerekçeleridir; son derece gülünçtür.

-*-*-

Erhan Arıklı ve Fikri Ataoğlu kesinlikle hükümette kalıp, bakanlığı sürdürmekten yanaydı.

Ancak baskılara ve şantajlara dayanamadılar.

Özellikle Arıklı’nın inat ve ısrarla Türkiye’den gelen memurları aklamaya ve saklamaya çalışması, ciddi anlamda vatandaşla dalga geçmektir.

-*-*-

Sucuoğlu’nun “imzalamadığı” iddia edilen deklarasyon, şartname, muhtıra veya protokol; iki ay önce neredeydi?

Son hafta mı akıllarına gelmişti?

-*-*-

Kısacası sevgili dostlar; asıl gerçek gözümüzün içine bakmaktadır...

Kıbrıs Türk toplumu, belki de yakın tarihin en kötü günlerini yaşamaktadır ama kendilerine “milliyetçi” diyen ve muhaliflerini “hain” ilan etmekten geri durmayan bir grup insan; bu topluma gayet rahat, son derece umursamaz bir tavırla ihanet etmiştir...

Asıl gerçek, “sömürge – sömürgeci” gerçeğidir...

“Sizi biz yöneteceğiz, biat ve itaatta yüzde 99 bile kabulümüz değildir, yüzde 100 biat ve itaat etmeyen bizimle çalışamaz” gerçeği, açıkça yüzümüze vurulmuştur.

-*-*-

Hem de inanılmaz bir “Kıbrıs Türk toplumunun canı cehenneme” seviyesinde!

Yazık!

Çok yazık!

-*-*-

Bu arada eklemek lazım; DP ve YDP hangi açıdan bakarsanız bakın; ayağına kurşun sıkmıştır...

Bir yanda ülke bataktadır ve uzunca bir süre daha hükümetsiz bırakılmıştır. Elbette çok bir şey yapacaklarından değil ama tamamen hükümetsiz kalınmış, gerçek bir kaos hali yaratılmıştır.

Öte yanda olası bir erken seçimde, özellikle DP’nin durumu çok vahimdir... İç sorunlar ayyuka çıkmış durumdadır...

-*-*-

Kıbrıslı büyük usta Mehmet Yaşın’ın şiiri geldi aklıma yine...

1979’da yazdı...

“Bizim kedinin masalı” adlı şiir şöyle:

-*-*-

-Bizim Kedinin Masalı-

Düşünürdüm küçücük bir çocukken / Rum komşumuzun kedisi de / Rum mu diye.

Bir gün anneme sordum / meğer kediler Türk / köpekler Rum'muş / kediciklere köpekler saldırıyormuş.

Günler sonra bir gün / ne göreyim, / bizim kedi / doğurduğu yavruyu yedi.


Kaos notları

Türkiye Ersin Tatar’ın cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana asla iç siyasetimize müdahale etmedi...

Yok gardaş etmedi, Mehmet, Ahmet, öteki Ahmet ve Ali “Suudi Arabistan” tarafından Ada’ya gönderildi!

-*-*-

Tatar, Londra ziyaretini iptal etti.

Zaten memleket inanılmaz kötü haldeyken, en az 50 hatta 70 bin Sterlin harcayıp “gereksiz ve değersiz” bir gezi yapması, en basit ifadeyle ayıptı...

TDP’li gençler, “... Öğrenci bursları aylardır yatmazken sen bu masrafı yapamazsın” diyor, “harcanan paranın hesabını görmek istiyoruz” diye dilekçe veriyordu.

Şimdi Tatar, “doğru olanı” yaptı.

Ailecek yapacağı alış veriş temel maksatlı gezisini iptal etti.

Olan müftü hocamıza oldu, O da gidecekti, gidemiyor...

-*-*-

Efendim yaşadığımız kaosun, iğrenç siyasi müdahalenin, ağır kanalizasyon karışmış ve kokusuyla insan gaberten bir bataklığa dönüşmüş siyaseti hala seyreden ve sesini çıkarmayan, sokağa dökülmeyen topluma da “bravo” demekten kendimi alamıyorum!

-*-*-

Bu arada eklemem lazım; toplumun sokağa dökülmemesinin en önemli sebebi nedir biliyor musunuz?

Bu toplumun Türkiye sevgisidir...

Hala, o yürekten sevginin, içtenlikle ve gerçekten karşılık görmesini bekliyor toplum...

Ama ne acıdır, tam bir sömürgeci tavrı ile karşılaşıyor.

Bir gün patlar mı?

Bilemiyorum ama sanki istenen buymuş gibi geliyor!

Ve kaos devam ediyor!"

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.